Renklerin küllere karıştığı, farklı inançların festivallerde buluştuğu, fakirliğin vakarla karşılandığı, her şeye rağmen mutlu olan, yüzleri gülen insanların baharat kokan ülkesi Hindistan…

Güney Asya’dan Hint Okyanusu’na doğru sallanan baklava şeklinde bir yarımada. 3 milyon 287 bin kilometrekare alanda 1 milyardan fazla nüfus. 16’sı resmi 800’den fazla dil ve lehçe. Nüfusun üçte birinin sokaklarda yaşadığı bir ülke. Bu büyük ülkenin doğusu-batısı, kuzeyi-güneyi de iklim, coğrafya ve ırk olarak birbirinden çok farklı. Bir defada gezilip görülmesi zor. Her ülkede olduğu gibi mutlaka görülmesi gerekenler Hindistan’da da var, Tac Mahal gibi. Ama klasik tapınak ve İslam mimarisi dışında, inanç ve renk çeşitliliği dünyanın neresine giderseniz gidin bu kadar bol malzeme sunamıyor gelenlere. Ülkeyi gezmek görsel bir şölen, gözlemlerin vardığı noktaysa tefekkür…

Hindistan’dan üç ülke düştü

Mısır ve Mezopotamya ile eş zamanlı olarak günümüzden 5000 yıl önceye tarihlenen Hindistan’ın ilk uygarlıklarına İndus nehri hayat vermiş. Kuzeyden gelen Ari ırk, kast sistemini ve bugünkü Hinduizmin temelini oluşturan Veda dinini beraberinde getirmiş. 4. yüzyılda Büyük İskender büyük fetih hareketini burada noktalamış, 11. yüzyılda Gazneli Mahmut’un akınları İslam’ın kök salmasını sağlamış. 1499’da Vasco de Gama’nın Hindistan’a gelişi daha sömürgecilik tarihinin hemen başında, Avrupalının en çok iştahını kabartan ülke haline getirmiş Hindistan’ı. Bir Türk-Hint İslam İmparatorluğu olan Babür Devleti yaklaşık 300 yıl kadar dirense de hakim rolünü İngilizlere devretmiş. 1947’de Gandhi’nin sembol haline geldiği bağımsızlık hareketi ülkenin resmi olarak tanınmasıyla son bulmuş. Kısa süre sonra da büyük göç hareketlerine ve kıyımlara sahne olan Müslüman-Hindu ayrımı Pakistan’ın ayrılmasıyla son bulmuş. Doğu Pakistan ise Bangladeş adıyla kopmuş topraklardan. Böylece büyük Hindistan yarımadasından 3 ülke ortaya çıkmış: Hindistan, Pakistan ve Bangladeş…

Varanasi

“İndra Gandhi”

Ülkenin yakın tarihinde iki önemli kadın lider var. 80’lere damgasını vuran İndra Gandhi ülkenin gördüğü ilk kadın lider. Bölünmenin mimarlarından başbakan Nehru’nun kızı. Dönemi büyük yolsuzluk olaylarıyla anıldığı için İndra Gandhi dilimiz argosunda “parayı zimmetine geçirmek”le aynı anlamda kullanılır. Gandhi, Sihlerin Amritsar’daki kutsal tapınaklarına asker sokunca bedelini suikasta kurban giderek ödemiş. Annesi gibi İngiltere’de eğitim alan veliaht Rajiv Gandhi’de, intikamın devamı olarak öldürülünce partinin ikinci kadın lideri gelin Sonya Gandhi olmuş. İngiltere’de başlayan aşk, İtalyan asıllı Sonya Gandhi’yi parti liderliğine taşımış. Bugün Hindistan Ulusal Kongresi lideri ve dünyanın en güçlü kadınlarından biri. 28 parçaya bölünmüş bu renk cümbüşünü, Bihar eyaletinin eski valisi Ram Nath Kovind yönetiyor. Eyalet sistemi ve demokrasiyle idare edilen Hindistan, her ne kadar laik anayasaya sahip olsa da cumhurbaşkanından dilencisine, nehrinden ineğine kadar inanç kesilmiş bir ülke…

“İçe bakış” iyidir, Hindistan’da olursa…

Yunanca’da mystikos, gizemlere katılan kişiyi ifade eder. Ancak günümüzde, içe bakış yöntemiyle farklı bir idrak düzeyine varma anlamında kullanılıyor. Kişi bu deneyim yoluyla örneğin Budizm de nirvana’ya, Hinduizm de moshka’ya ulaşıyor. Yani sıra dışı bilgelik, insanı mistik biçimde dönüştürüyor.

Hinduizm de mistik olansa, bu dinin herkese sunacak bir şeylerinin olması. İsteyene festivalde çılgınlık ve eğlence, isteyene aşramda riyazet ve tefekkür. Hindistan’da yaşayan Hinduların %80’i ile birlikte Uzakdoğu ülkelerinde de pek çok inananı var. Asya’nın en büyük politeist (çok tanrılı) dini. Hıristiyanlık ve İslam’dan sonra da dünyanın en büyük üçüncü dini. Reenkarnasyon, ölülerin yakılması ve kast sistemi inancı Hinduların öne çıkan farklılıkları.

Seküler dünya insanı, bu mistik dinlerin peşinde. Engelleri aşıp ulaşamıyorsanız mistik bir dine, o size geliyor. “Dünya küçük bir köy” masalında, Hintli komşu sokağınızda bitiyor yoga’sı, çakra’sı, guru’suyla.

Kutub Minar

“Ölümle küllenen hayatlar”…

Sabun köpüğü, deterjan kutusu, pet şişe, kemik, kül, inek, yiyecek atığı, çamaşırlar, ateş, duman, lağım suyu, yakılmayan kolera kurbanları ve bebek cesetleri… Yine de zor, bir Hintliyi Ganj nehri’nin temiz olmadığına ikna etmek. Güneşin ilk ışıklarıyla “Ganga Mai ki jai!”(anne Ganj’a şükürler olsun) demeye başlıyor dudaklar. Bu, kadın erkek gatlardaki (taş setler)tüm Hinduların ortak şükran duasıdır. Ölü yakma işleminin gerçekleştiği en yüce gatlarsa kutsal Varanasi kentinde. Yaşlılar burada ölebilmek için uzak yerlerden geliyor. Yakma işlemi 3 saat sürüyor, geriye kalan yarım kova kül de görevliler tarafından süprülerek Ganj sularına dökülüyor. Kadınların rengarenk sarilerini serip kuruttukları taş basamaklarda, yılda 250 binden fazla Hindu hacı toplanıyor.

Beyaz kefen, bambu ağacından tabut altlığı, hoş kokulu sedir ağacından bir yatak, dudaklara birkaç damla kutsal Ganj suyuyla ateşe verilen, yarım kova küle dönen bedenler…

“Hintliye her gün bayram”…

Yerel tanrılar için düzenlenen köy festivallerinden, doğum, ölüm ya da düğün törenlerine kadar her kutlama çok renkli ve danslı. Eğlenmeye meyilli Hintliler için her zaman kutlama yapacak bir neden var. Farklı inançlar, ibadetleri, kahramanları ve hac yerleri farklı olsa da bu kutlamalarda buluşuyor. Müslüman nüfus sadece %12 olmasına rağmen, Endonezya ve Pakistan’dan sonra en çok Müslüman nüfus barındıran ülke olma özelliğine sahip Hindistan. İslam’ın kast, reenkarnasyon ve çok tanrıcılığa karşı katı tutumuna rağmen yüzlerce yıldır iki din yan yana sorunsuz yaşıyor. Caynizm, Budizm, Sihizm, Musevilik ve Hıristiyanlık azınlık dinleri olarak kendi renkleriyle katılıyor bu renk cümbüşüne. Ölülerini yakmak ya da gömmek yerine sessizlik kulelerine bırakan Zerdüştler de bambaşka bir inanç sistemini yaşatıyorlar bu topraklarda.

Tüm bu inanç karmaşası içinde yarımadaya dışarıdan gelen ya da Hindistan’da doğmuş olan dinlere karşı, Hinduizm tedbirini almış: Ulaşılabilir bir din olmak temel felsefesiyle çok fazla tapınak, çok fazla tanrı ve çok fazla ritüel…

Ganj Nehri

“Suya vurdu Tac Mahal”…

Hindistan’da İslam’ın en fazla katkıyı mimariye ve sanata yaptığını söylemek yanlış olmaz. Babür hükümdarı Şah Cihan’ın doğum sırasında ölen eşi Mümtaz Mahal için yaptırdığı Tac Mahal, Hint-İslam mimarisinin en önemli örneği. En çok fotoğraflanan yapı olma özelliğine de sahip. Şah Cihan nehrin karşı kıyısına kendisi için aynı yapıyı yapmak istediyse de oğlu Alemgir Şah, maliyeti ve babasının içinde bulunduğu bunalım halini gerekçe göstererek izin vermemiş. Bugün Yamuna Nehri’nin karşı yakasında aşk anıtının bir eşi yok ama Tac Mahal suya vurduğunda muazzam bir ikileme ortaya çıkıyor. Agra kenti, Hint destanlarında Agrapina, yani cennet adıyla anılıyor. Tac Mahal’in estetiği ve Agra Kalesi’nin haşmetiyle kent, Hindistan’a gelenleri kendine çekiyor.

Diğer taraftan Pakistan sınırına bir saat uzaklıktaki Amritsar, Sihlerin merkezi Altın Tapınağa ev sahipliği yapıyor. Guru Nanak’ın kast sistemini reddeden müritleri, kutsal su havuzunun ortasındaki altın kaplı tapınakta huzur buluyor. Sayıları az ama ülke siyasetinde etkili bir kitle Sihler.

Başkent Yeni Delhi ülkenin tüm renklerini içinde barındırıyor. Görülmesi gereken yerlerin başında Laksmi Narayan Tapınağı, Hint Kapısı Anıtı, Türk fethinin sembolü Kutub Minar, Bahai (Lotus) Tapınağı, Kırmızı Kale ve Cuma Mescidi geliyor.

Hindistan’ın Dünya Mirası Listesi kabarık. Rajasthan eyaletinin başkenti Jaipur pembe kent olarak biliniyor. Hava Mahal (Rüzgar Sarayı), Amber Kalesi ve Jantar Mantar gözlemevi en çok ziyaret edilen yerler.

Delhi, Agra, Jaipur kentleri ülkenin altın üçgenini oluşturuyor ama Ajanta ve Ellora’daki kaya ve granit oyması tapınaklar da çok fazla ziyaretçi ağırlıyor. Heykel ve resimlerdeki erotizm, Buda’nın terk etmeyi seçtiği arzulu hayatı betimliyor. Tapınaklar, mimarisi ve heykel sanatı yönüyle dinsel Hint mimarisinin estetiğini yansıtıyor.

“Fakir ama onurlu bir sinema: Bollywood”

Ülkenin en kalabalık kentleri Bombay ve Kalküta. Bombay bir liman kenti, endüstri ve ticaret merkezi. Aynı zamanda ülkenin sinema endüstrisine ev sahipliği yapıyor. Renkli, müzikli, hafif konulu Hint filmlerinin bolca çekildiği yer. Hindistan, 2009 yılında 8 dalda Oscar alan “Slumdog Millionaire” filmiyle adından söz ettirmeyi başardı. Ancak film, 47 yıl önce çekilmiş “Avare” filmi gibi sosyal yapının sorunlarını ortaya koyuyor ve görünen o ki 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Hindistan’da değişen fazla bir şey yok.

Kalküta 10 milyon yurttaşıyla hareketli ve gelişmiş bir Hint şehri. Hindistan’ın ilk Nobel Ödülü kazanan yazarı Rabindranath Tagore’un da memleketi. Entelektüel ve kültürel başkent, fakat yoksulluk ve hayatta kalma mücadelesi görüntüleriyle de tanınıyor. Ülkenin doğusundaki Bangladeşlilerin de kültürel anlamda istifade ettiği bir kent.

Tac Mahal

“Bana kastını söyle…”

Devlet 1970’lerde resmi olarak yasaklasa da, bugün Hindistan’ın en büyük sorunlarından biri toplumu sınıflara bölen kast sistemi. Dört ana kast var ve evliliklerde genelde aynı kast içinde yapılıyor. Büyük şehirlerde kast engeli ya da görücü usulü evlilik değişim geçirse de, bu gelenek kırsal kesimde devam ediyor. Evlilik teklifini kız tarafı yapıyor, başlık parası “drahoma”yı da kız tarafı ödüyor. Kızın yaşı ne kadar küçükse drahoma o kadar az oluyor. Bu da evlilik yaşını düşüren nedenlerden biri.

Kız evinde tören, beyaz atla gelen damat, çiçekler, kınalar, ateşe atılan pirinç, dökülen gül yaprakları kırsal düğünlerin ritüelleri…

Hindistan toplumunda bugün kadının eşitlik sorunu yok, ama fakirlik ve fazla çocuk sayısı Hintli kadının da en önemli açmazlarından biri. Yoksa Hint Parlamentosu’ndaki kadın milletvekili sayısı oldukça yüksek.

“Baharat adası”

Ülkenin Sanskritçe’deki adı baharat, mutfağa damgasını vurmuş. Basmati pirinci diye bildiğimiz patna, safran ve Hindistan cevizi mutfağın baş aktörleri. Medeniyeti kadar geniş ve zengin bir mutfağı var. Dolayısıyla Avrupalının mutfağına tat katan ada, sömürgecilik tarihi boyunca altını kadar gözde baharatıyla da büyülemiş gelenleri.

Bugün Hindistan sahip olduğu dinsel, kültürel ve tarihi değerleriyle bir dünya devi. Bu muazzam yapıdaki uyum ve dengeyi, ülkeyi en iyi bilenlerden Tagore güzel ifade ediyor,

“Mükemmel birlik benzeyişten değil ahenkten oluşur.”

Yorum bırakın