46 00 Kuzey Enlemi 2 00 Doğu Boylamı, Fransa…
82 milyon turistle dünyada en çok ziyaret edilen ülke. Fransızların gurur duydukları şarapları, parfümleri, peynirleri, moda başkentleri, müzeleri, sanatçıları, devrimleri ve devrimcileri var. Yaşam kalitesi ve mükemmele ulaşma tutkusu zihinlerini en fazla meşgul eden iki unsur. AB’ye üye ülkeler arasındaki “serbest sınır” nedeniyle artan göçmen nüfus, her ne kadar Fransız kimliğini değiştiriyor denilse de üst kimlik kendisini hissettirmeye devam ediyor. 21. yüzyılda Fransa, tarih ve kültür mirasını teknolojiyle birleştirmiş, dünyanın en güçlü devletlerinden birine dönüşmüş durumda. Ülkede ki 59 nükleer santralin varlığı -ki bu alanda da dünya lideri- kremalı pasta seven misafirlerinin pek ilgisini çekmiyor. Fransa’nın, sömürgecilik tarihinin baş aktörlerinden biri olduğunu bilenler içinse, günümüzde Avrupa ve dünyadaki konumunu anlamak hiç de zor değil.

Lascoux’dan Versailles’a…
Fransa, Batı Avrupa’daki en büyük topraklara sahip ülkedir. Galya ise, günümüzde başta Fransa olmak üzere Batı Avrupa’nın büyük bir bölümüne tarihte verilen isimdir. Galya’nın sınırları Fransa’nın yanı sıra günümüzdeki Kuzey İtalya, Belçika, İsviçre’nin batısı, Hollanda’nın bazı kısımlarıyla Almanya’daki Ren Nehri’nin batı kıyısındaki bölgeleri içerir.
Ülkenin güneyinde Dordogne bölgesinde, içindeki çok önemli Tarihöncesi duvar resimleriyle ünlü Lascoux mağarasında sanat, MÖ.17.000’e tarihlenir. Mağara içindeki insan yaşamının ilk izleri içinse MÖ. 28.000’den bahsediliyor. 1979’da UNESCO, Dünya Mirası Listesi’ne almış mağarayı ve dünyanın her yerinden pek çok ziyaretçi ağırlıyor Fransa’da sanatın bilinen ilk evi.
MÖ. 2000’den itibaren artık adı bilinen halklar, tarihi yazmaya başlıyor Fransa için. Bir Orta Avrupa halkı olan Keltler, doğudan Fransa’yı işgal ediyor. MÖ. 50’de Galya fatihi, Roma İmparatoru Julıus Caesar oluyor. 375’te Roma tarihine “barbarlar” olarak geçen kavimler göçüyle, bugün bilinen Avrupa halkları geliyor. Franklar, bugün bildiğimiz Fransa topraklarına yerleşen halk oluyor. 486’da Batı Roma kavimler göçünün etkisiyle yıkılınca Avrupa’da, gelen her halkın kendine bir yer açmaya çalıştığı merkezi otoriteden yoksun feodal düzen kuruluyor.
Frankların ilk kralı olan Charlemagne’a (768-814) Roma’nın varisi olmak da nasip oluyor. Doğu Roma ile “ikonoklazma” dönemi boyunca arası bozulan papa, Charlemagne’a taç giydirip, kutsuyor. Böylece artık sadece Fransa Kralı değil, Kutsal Roma Cermen İmparatoru da oluyor Charlemagne. Bu imparatorluk kutsaldı çünkü papa kutsamıştı, Roma olarak anıldı çünkü varisi ilan edildi ve Cermendi. Çünkü Franklar Cermen ırkın en büyük koluydu. Kurulan büyük imparatorluk neredeyse tüm kavimleri içine aldı.
14 ve 15. yüzyıllarda Kara Avrupa’sını fakirleştiren Yüzyıl Savaşları’ndan Fransa’da etkilendi. 18. yüzyılın hemen başında ana karakterler, sarayı Versailles’a taşıyan XIV. Louıs ve devrim sırasında eşi Maria Antuanet’le birlikte idam edilen XVI. Louıs idi. 1789’da monarşi karşıtlarının yaptığı devrimle liderlik Napolyon Bonaparte’a geçti.
İyi Fransızca Bilen Tanrı…
Fransa 17. yüzyıldan başlayarak 1960’lara dek bir sömürge devleti kimliğiyle var oldu. İki dünya savaşında da müttefikler arasında yer aldı. II. Dünya Savaşı sonrası Almanlar çekilince ülkenin 25 yıllık tarihine damgasını vuran Charles de Gaulle’u ağırladı Fransa. 1968’de öğrenci olayları hükümeti sarstı. 1969’daki istifasının ardından 1970’de öldü. Her ne kadar zamanı geçmiş olsa da Fransız milliyetçiliği konusundaki nüktedanlığa konu olmaya devam eder. Charles de Gaulle öldüğünde Noel Coward’a “Tanrı ile generalin cennette ne konuşuyor oldukları” sorulduğunda şöyle cevap vermişti: “Bu tamamen Tanrı’nın ne kadar iyi Fransızca bildiğine bağlı”.
20. yüzyılın son dönemi Mitterand ve Jacques Chirac’la anıldı. Sosyalist Mitterand gibi sağcı Chirac’da iki dönem üst üste seçildi. Bu dönemde Fransa Ruanda, Cezayir, Sudan ve Çad katliamlarından sorumlu tutuldu. Büyük Okyanus ve Cezayir’deki nükleer denemelerle anıldı. 2007’de görev süresi dolunca yerine aynı partinin iç işleri bakanı olan Nicolas Sarkozy seçildi. Libya iç savaşındaki aktif rolü ve Ermeni soykırımı yasası için verdiği mücadele ile gündem oldu. 2012 seçimlerinde sosyalist parti adayı François Hollande karşısında kaybetti. Hollande dönemi iyi başladıysa da, ekonomide istenen hedeflerin tutmaması, işsizlik oranındaki artış ve ülkeye yönelik terör saldırıları nedeniyle başkanın tekrar aday olmayacağını açıklamasıyla son buldu. Merkez Parti’nin kurucusu Emmanuel Macron bugün 67 milyonluk Fransa’yı tarihindeki sağ-sol çekişmesinden ne kadar uzak yönetebilecek bilmiyoruz ama “Fransız olmak” ya da “Fransız kalmak” hala kullanılan ve Fransız milliyetçiliğini vurgulayan kavramlar.
Ülkenin etrafı Manş Denizi, Akdeniz ve Atlas Okyanusu ile çevrili. Toprakları nehirlerden dolayı sulak, kendini besleyebilen tarıma önem veren bir ülke. Okur-yazarlık oranı %99 olan Fransa’da halkın %88’i Katolik Hıristiyan.
Fransa, geniş refah imkanlarını ve muazzam devlet bürokrasisini kesmekten kaçınmış ve bütçe açığını kapatmak için savunma harcamalarını kesmeyi ve vergileri yükseltmeyi tercih etmiş. 1 Ocak 1999`daki Euro sistemi referandumuna diğer on Avrupa ülkesi ile birlikte katılmış. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri. Fransa, Manş Denizi’nde deniz yüzeyinin altından geçen Manş Tüneli’yle Birleşik Krallık’a bağlanıyor. Dünyanın pek çok bölgesinde denizaşırı toprakları olan bir ülke.

Ville Lumiére (Işık Şehir)…
Paris tek başına şehir-devlet olarak adlandırılıyor. Çok canlı ve hareketli olan başkent, Fransa’nın ve dünyanın moda anlayışını da belirliyor. Seine Nehri, Paris gezilerinin merkezi. Tarihi pek çok köprünün altından rahatça geçebilmeleri için basık ve uzun tasarlanmış teknelerle Paris’i nehirden seyretmek mümkün. Point-Neuf, Paris’in en eski köprüsü. (17.yy) Pont Royal, 1685’te XIV. Louis için yapılmış. Pont de la Concorde, 1787-90 Fransız Devrimi köprüsü ise yıkılan Bastille hapishanesinin taşlarıyla yapılmış. Pont Alexandre, Pegasus heykelleriyle kentin en romantik köprüsü.
Siene Nehri, kentin ortasından geçtiği için sol ve sağ yaka kavramları var. Sağ yaka, geçmişte tüccarların ve kraliyet yönetiminin kalesi olmuş, günümüzde de ticaret ve hükümet merkezi. Bohem ve entelektüel bir havası olan sol yaka ise geçmişte üniversite ve manastırların kurulduğu kısım. Günümüzde de Sorbonne Üniversitesi, Academie Française ve on binlerce yayınevi ve kitapçı, buradaki entelektüel ortamı devam ettiriyor.
Paris 12 milyon kişiyle, dünyada nüfus yoğunluğu en fazla olan başkentlerden biri. Paris’te ikamet edenlere Parisien deniyor. Parislilerin ortak özellikleri ise, sahip oldukları sınırsız özgüven duygusu. Şehrin koruyucusu, 5. yüzyılda Attila’yı şehri yıkmaması için ikna ettiğine inanılan Azize Geneviève. MÖ. 3.yy’da Kelt Parisii’leri buraya yerleşmişler ve yerleşimlerini Seine nehri üzerindeki en büyük ada olan Ile de la Cite’de kurmuşlar. Bugün ada başkentin coğrafi merkezi ve kentin birkaç resmi binasının da ev sahibi. Sainte- Chapelle ve bir Gotik harikası Notre-Dame, adayı kentteki dini turizmin buluşma noktası haline getirmiş. Ülkedeki bütün mesafeler Notre Dame katedrali baz alınarak hesaplanıyor.
Sağ yakanın en görkemli yapılarından biri Arc de Triomphe(Zafer takı), devrimin ve Napolyon’un zaferini temsil ediyor. Her ne kadar 1836’da Napolyon açılışı görememiş olsa da ulusal simge kabul ediliyor. Görkemli caddeleri barındıran ünlü bulvarlar, Boulevard Richard Lenoir , Avenue Foch , Champs- Elysees (Şanzelize)… Lüks mücevherat ve houte couture mağazaları, Champs-Elysees’de gala sinemaları, havayolu şirketleri ve oto galerileri yer alıyor.
Paris’in en eski anıtı, pembe granitten Luksor Dikilitaşı. MÖ. 1300’den kalma obelisk, Mehmet Ali Paşa tarafından hediye edilmiş ve 1836’da buraya dikilmiş. Paris’in göz bebeği olan Louvre’da sağ yakada. Musee National du Louvre, Fransız ihtilâlinden sonra 1793 senesinde, Fransa’da açılan ilk devlet müzesi. Müzenin zengin kütüphânesi, konferans salonu, eserlerin incelendiği ve yenilendiği laboratuvar ile sanat târihi ve müzecilik konusunda eğitim yapan Louvre Müze Okulu da önemli kısımları. Leonardo Da Vinci’nin ünlü Mona Lisa’sı da burada. Yıllık ziyaretçi sayısı 8 milyon civarında. Müzede sergilenene yakın eserinde depolarda muhafaza edildiği biliniyor.
Marais, 17. yy’da kurulmuş zengin Parislilerin evleriyle dolu bir mahalle. Bugün bu evlerin çoğu kütüphane ya da müze, mahalle ise bohem yaşamın sembolü olmuş. Paris’in doğusunda Bastille bölgesi uzun zaman işçilerle ve sosyal başkaldırılarla özdeşleşmiş. Ticari birlikler hala İşçi Bayramı yürüyüşlerine Bastille’den başlıyor. Pere Lachaise ise kentin görkemli mezarlık alanı. Her zaman bakımlı olan bu mezarlık 1804’te kurulmuş. Yaklaşık 1,5 milyon kişi gömülmüş. Chopın, La Fontaine, Moliere, Oscar Wilde burada defnedilmiş ünlülerden bazıları.
Sol yaka ise moda ve medya dünyası, okullar ve kolejler demek. Öğrenciler açık havada ders yapmayı, tartışmayı ve bu geleneği yaşatmayı seviyor. Place Saint-Michel, öğrencilerin toplandığı ve kitap alışverişi yaptıkları meydan. Meydanın tam arkasında Sorbonne’un ana binası yer alır. 1253 yılında IX. Louis’nin vaizi Robert de Sorbon yoksul ilahiyat öğrencileri için yaptırmış , daha sonra üniversiteye dönüşmüş.
Parislilerin hemen her gün ziyaret ettikleri Jardin du Luxembourg, yayın evleri ve edebiyat kafelerinin bulunduğu Place Saint-Germain-des-Pres, XIV. Louis tarafından Fransa’nın ilk ulusal askeri hastanesi olarak yaptırılan Hotel des Invalides ve devrimin 100. yılı anısına mimar Gustave Eiffel tarafından yapılan Paris’in sembolü Eiffel Kulesi, sol yakanın diğer önemli renkleri.

Kör etmesin seni şehri-i Paris…
En popüleri Paris olsa da, ülkenin dört bir yanı farklı kültürel, tarihi ve doğal güzellikler sunuyor ziyaretçilere.
Paris’ten 21 km uzaklıkta XIV. Louis anıtı Versailles, göz kamaştırıcı, heybetli, muhteşem ve kibirli. Kralın karakterini bu özellikleriyle birebir yansıtan saray, aslında babası XIII. Louis’in av köşkü ve emeklilik mekanıymış. Kraliyet şapeli , Galerie des Glaces (Aynalı Salon), saraylıların ağarlandığı Grands Appartements ve bahçedeki büyük kanal sarayın önemli kısımları. Bahçedeki Apollo, Neptune ve Dragon çeşmeleri, Güneş Kralın avlusundaki muhteşem kutlamaları hatırlatan Barok müzik eşliğinde açılıyor. 11 hektarlık bir alanı kaplayan sarayın 700 odası ve bahçede 50 çeşmesi, 35km’lik su kanalı var. Görülmeye değer bir ihtişam…
Amiens ise Fransa’nın ayrı bir güzel köşesi, Picardie’nin başkenti. Burada Fransa’daki en büyük katedral bulunuyor: Cathedrale Notre-Dame Reims Katedrali. 110 koro sırası ve duvarlardaki 400 betimlemeyle ünlü. Fransa krallarının taç giydiği Reims Katedrali 13.yy ‘da Gotik olarak inşa edilmiş. Avrupa’da Ortaçağ’dan kalan en büyük katedrallerden birisi. Paris’in 120 km. kuzeyinde bulunan Amiens şehri, Somme nehrinin kıyısına kurulmuş. Şehrin içinden nehre bağlı birçok küçük kanal geçiyor ve güzel görüntüler oluşturuyor.
Strasbourg entellektüel, kültürel ve ekonomik merkez. Şehrin sembolü olan Strasbourg Katedrali 13 yy yapısı. Gotik katedral asimetrik yapısıyla ünlü. Şehir, 1988’de UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesi’ne dahil edilmiş. Kent 1949 yılından bu yana AB görüşmelerine ev sahipliği yapıyor ve Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi burada bulunuyor. Özellikle Alman ve Fransız kültürünün yoğun özelliklerini taşıyan şehrin şaraplık bağları çok ünlü.
Burgonya, Fransa’nın kuzey doğusunda bir bölge. En çok ziyaretçi çeken tarihi yapısı, dinsel merkez konumunda olan Vezelay’da. Magdalalı Meryem’in kalıtlarının saklandığı Vezelay’daki Basilique Sainte-Madeleine, Unesco tarafından koruma altına alınmış.
Roma’daki San Pietro 17. yy’da tamamlanana kadar da Hıristiyan dünyasının en büyük kilisesi olma konumunu korumuş. Macon’daki 909 tarihli Cluny Manastırı Ortaçağ boyunca rahip yetiştiren, döneminde siyaset ve dinsel doktrin tartışmalarının merkezi olmuş bir kilise. Benedikten manastırı Cluny, ilk Haçlı Seferleri’nin ve Santiago de Compostela’ya yapılan haccın düzenlendiği yer. Manastırın başrahipleri imparatorlar. Fransa, Almanya, İspanya ve İngiltere’de sayıları 10.000’i geçen keşişin bulunduğu, 1450’den fazla manastır kuruluşunun idare edildiği kilise. Bunun dışında Burgonya denilince aslında pek çok kişinin aklına nehirlerin beslediği verimli vadide, uçsuz bucaksız üzüm bağları, şarap üretimi, ünlü şarap şişeleri ve balonla gezi geliyor.
Normandiya ise Fransa’nın Atlantik kıyısındaki bölgesi. Burada arazinin çok büyük bir kısmı tarıma ayrılmış. Meyve bahçeleri ve verimli meralar, ünlü sert elma şarabı ve keskin kokulu peynirlerin üretim yeri. Aynı zamanda, II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline karşı müttefiklerin Fransa’nın imdadına yetişerek, ünlü Normandiya Çıkarması’nı gerçekleştirdiği bölge. Normandiya’da Mont-St-Michel“merveille de l’Occident” (Batı Dünyası Harikası)olarak nitelendirilen ada üzerine kurulmuş manastır en önemli yapı. 1017’de Benedikten keşişleri tarafından yapılmış, 14. yy’da etrafı surlarla güçlendirilmiş ve bir köyle çevrelenmiş. 1874’te ise adaya ilk kez yol inşa edilmiş. Normandiya’nın en önemli mimari zenginliği denebilir.
Lyon, Galya’nın Roma başkenti olarak seçilmiş. 16.yy’da ipek ticareti kentin gelişiminde önemli rol oynamış. Bugün de Fransa’nın ikinci büyük kenti, sanayi ve tekstil merkezi. Ülkenin güneydoğusunda Marsilya’yla Paris arasındaki kent, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.
Güneydeki Avignon “Papaların Kenti” günümüzde de bir kültür merkezi, bir festival kenti. Yunan kolonicilerin ilk kurduğu en eski Fransa kenti Marsilya, moda fotoğrafçıları mankenler ve iyi yaşamayı sevenler için St-Tropez, film festivallerinin ev sahibi Cannes ve Mardi Gras Festivali’nin düzenlendiği Nice Fransa’nın Akdeniz kıyı renkleri…

Fransız mutfağı…
Fransa’da her kasabanın merkezinde halk pazarı kurulur. Sabah kurulup öğlen toplanan pazarlarda taze yerel ürünler bulunur. (Bal, şarap, peynirler, dokumalar…) Fransa’da yemek yaşamın önemli bir parçası. Fast food’a kaymalar olsa da yemek yemeği ciddiye alıyorlar. Gurme restoranları çok pahalı, bistrotlar ise daha uygun fiyatlı. Mutfak bölgelere göre çeşitlilik gösterse de tipik başlangıçları çiğ sebze ve soğuk et. Şarap sosuna yatmış biftekler ve peynir çeşitleri ünlü. 400 çeşit Fransız peyniri olduğu biliniyor.
Fransa mutfağı Fransız Devrimi sonrasında Kolonileşme döneminde dünya sahnesindeki kazandığı gücüyle orantılı olarak gelişmiştir. Napolyon Bonapart döneminde ün kazanmış Marie-Antoine Carame (1784-1833) gibi aşçılar haute cuisine (yüksek aşçılık sanatı) denilen özenli bir yemek tarzını geliştirerek Fransız mutfağına
büyük zenginlik katmışlardır. Kırmızı etten, deniz ürünlerine ve süt ürünlerine kadar çok değişik türlerde besin Fransız mutfağını biçimlendirir.
Fransa her yıl dünyaca ünlü şaraplarını ihraç ederek ekonomisine katkıda bulunduğu gibi tescillenmiş 1000’i aşkın peynir türüyle de dünyanın en önde gelen peynir üreticilerinden. Fransa’da bağcılık ve şaraplarıyla ön plana çıkan bölgeler Bordeaux, Burgonya, Champagne, Korsika, Jura, Provence ve Savoy’dur. Fransa’nın en ünlü peynirleriyse Brie, Camembert ve Rokfor. Fransız mutfağının dünyaca tanınan yemekleri arasında kruvasan, salyangoz yemeği, baget ekmeği, kaz ciğeri ve krem brule sayılabilir.

Moda ve Kadın…
Gösterişi sevmeyen, her zaman şık ve sade kadınlar. Tasarımcıların ilham kaynağı ve dünya çapında moda ikonu olan özgür, stil sahibi ve zarif Paris kadını olmak kolay değil. Parizyen kadın, güne kahve ve çikolatalı kruvasanıyla başlıyor. Sık sık dışarıda yemek yiyor, peynirleri, etleri ve şarabı hayatından eksik etmiyor ama, sadece küçük porsiyonlar olması şartıyla. Formlarını koruyabiliyorlar çünkü, aktif ve enerji dolu bir hayata sahipler. Parizyen kadın sürekli meşgul ve her zaman yoğun bir programı var. Gün içerisinde muhakkak arkadaşlarıyla yemeğe çıkar, müzeye gider, konsere gider, kafeye gidip kitap okur ve tabii ki alışveriş yapar.
Havanın güzel olduğu günlerde her zaman yürümeyi veya bisiklete binmeyi tercih eder. Parizyen kadın güzel olmasa da kendine baktırmayı bilir, bunun temelinde ise kendine son derece güvenmesi yatar. Makyaj konusunda da, aynı şekilde doğallıktan ve sadelikten yana. Günlük hayatta parlatıcı, maskara ve açık ton bir far dışında eyeliner bile kullanmaz. Davetlerde vazgeçilmezi ise Chanel’in kırmızı ruju. Paris’li olmak aslında bütünüyle bir ruh hali ve bir sanat. Fransız kadını modayı takip ediyor ama modaya da bir şekilde yön veriyor.
1960’larda giyilmeye başlanan Parizyen çoraplarla, dünyanın geri kalanında kadınlar “Parisien” olamadı mesela…
Au revoir
